5 Mart 2012 Pazartesi

Bay-Bay Demeden... Cem Yağcıoğlu



Öz itibariyle belli düşünsel sistematiğin savunucusu olmak, kişisel yorumlamaların dışında, ortak bir bilinç etrafında birleşebilmeyi mecbur kılar; bu da fikren birlikteliğin yanı sıra, eylemsel birlikteliğin de aynı düzlemde olması demektir; ki çoğu zaman sağlanamayan ve ayrı düşülen kısım tam da budur! Bugün şöyle bir etrafınıza baktığınız zaman, günümüz itibariyle AKP denen oluşumun pek çok karşıtı ve karşı çıkanı vardır; bu sebepten dolayı tüm AKP karşıtları aynı düşüncededir diyebilir misiniz?
Hayır! Çünkü bugünler itibariyle bu oluşumun karşısında olan ya da karşısındaymış gibi davranan pek çok diğer unsur, çoğu zaman sizin gibi düşünüyor gözükse de, pek çok ayrıntı boyutuyla sizden ve bizden çok daha farklıdır –siz, biz derken, biz ya da siz de olabilir- kendinizi nereye koyduğunuza bağlı olarak bu değişebilir; ve ancak netice itibariyle, her AKP karşıtı demokrattır, demek ne kadar doğruysa, her AKP karşıtı ‘Kemalist’tir demek de o kadar yanlıştır; ki bugünler itibariyle yapılan tam olarak budur!

Bazen çok karışık gibi görünen bir resme bakarken, aslında resmin karışıklığından ziyade, bakan kişinin kafa karışıklığıdır ortaya konan düşünce ve ortaya konan düşüncenin karışıklığı, yapan kişinin anlatmaya çalıştığı sadeliği de alıp götürdüğünden, genel çoğunluğun resme verdiği addır ‘soyut resim’ … Buradan yola çıkacak olursak, defalardır aynı şeyleri yazıyor ve çiziyoruz, kanıtsız hiçbir şey ortaya koymamamıza rağmen, ne hikmetse birileri iddialarımızı cevaplamak yerine, karşı fikir öne sürmek yerine; kuş tüyü yastıklarda yattığımızı, köşklerde oturduğumuzu, yok efendim YAĞCIlık yaptığımızı öne sürüyor ama bizimle ilgili somut bir açık ortaya koyamıyor.. Defalarca yazdım; şu ana kadar arşivlerde bulunan yazılarımdan bırakın bir cümleyi, ‘Kemalizm’e ters düşen bir kelimemi bulun, ortaya koyun, yazmayı değil, konuşmayı bile bırakacağım diye; ama yok…

Bundan iki-üç yıl öncesinde CHP’lileri uyardım, ‘Kılıçdaroğlu’na dikkat! dedim; Uğur Dündar efendi Kılıçdaroğlu’nu parlatmaya başladığı ilk günden itibaren uyardım, bu adam Atatürkçü falan değil, dedim; birileri fena kızdı; oysa turuncu devrimin piyonları birer-birer ortaya çıkarken, o birileri şapşal bakışlarıyla ‘biz ne yaptık’ dercesine sağa sola saldırmakta; ve netekim tren varacağı yere vardı; Niğde’ye yolculuk vakti.. 

Bay-bay CHP!..

Bahçeli’nin ülkücü teşkilatı bitireceğini ve ‘önce Türk, sonra İslam’ olan düsturu, ‘önce İslam, sonra Türk’e çevireceğini çok önceleri söyledik, bu sefer başka birileri, tehditler savurdular, ayağımızı denk almamız gerektiğini söylediler; şimdilerde ise bizzat kendileri de mevzudan çok uzağa düştüler, gazâları mübarek olsun!..

Bay-bay MHP!..

‘Kemalizm bizim için bir geçiş sürecidir’ dedi Perinçek; kırk yıl önce değil bir yıllık mevzû, karşı çıktık, dedik ki; geçiş süreci ne demek! Sonra açtık mevzûyu, geçmişteki söylemleriyle bağdaştırdık ve dedik ki; Maoculuğun ayak izlerinin kapladığı bir geçmişin bugüne yansıması ancak ve ancak ‘Kemalizm’ rüzgârını arkaya almakla sağlanabilirdi, Perinçek evirmeden-çevirmeden bunu söylüyor, dedik, bir başka birileri fazlaca kızdı, kraldan çok kralcılardı da ondan olsa gerek…

Bize bilimsel sosyalizmden dem vurdular, neredeyse ‘gelişerek değiştikleri’, gibisinden cümlelerle karşılık verdiler; oysa gelişmenin olacağını biz de kabul ediyorduk ve ancak değişimin hangi yönde olduğuyla ilgili endişelerimizin varlığı ve bunu ortaya koyuşumuz yine birilerini rahatsız ediyordu ve sonunda dayanamadılar; gladio’nun ve cia’nın adamı yaptılar bizi! Oysa Mete Akıncı gibi bir rotaryen, teve’lerinde program yapmakta, Haldun Dormen gibi bir büyük Kemalist(!) gazetelerinde köşe tutmaktaydı!..  Eren Erdem’den bahsetmiyorum bile..

Bay-bay İP…

Şimdi bazıları diyecek ki, ‘e be kardeşim; herkes şöyle-böyle; bir sen mi’ ya da ne bileyim ‘bir siz mi iyisiniz’? Elbette değil, zaten mevzu da birilerinin iyi veya kötü olması mevzuu değil; mevzu aynı ideal peşinde olanların doğru kulvarda ilerleyip ilerlemediğidir; ki ‘DAVA’yı sonuca götürecek olan da, izlenen yolun doğru olmasıyla ilintilidir!  Bir önceki yazıda da bahsettim, parti denen kuruluşlar, demokrasinin bir kurumudur ve işlerlikleri demokrasinin işlerliğiyle doğru orantılıdır ve dolayısıyla ortada demokrasi denen bir kurum kalmadıysa, birilerinin halen daha parti kimlikleri üzerinden ‘DAVA’ savunuculuğuna soyunmaları ne kadar doğrudur!

Defalarca söyledik; bu adamlar demokrasiyle geldiler, demokrasiyle gitmeyecekler, diye ve halen daha bu particilik neyin nesi! Neyin nesi, herkesin, diğerlerini kendi çatısı altına çağırma hevesi!

Milli Mücadele mevzu bahisken, neden bir MHP’li İP çatısı altına girsin ki.. Ya da bir İP’li MHP çatısı altına.. Bir SP’li, neden CHP içinde yer alsın!.. Şu aşamada particilik yapmak, insanları parti isimleriyle mücadeleye çağırmak,  birilerinin ekmeğine yağ sürmenin ötesinde bir anlam taşımaz! Hiçbir şekilde bir araya gelmeyecek insanlar, pekâla Milli Mücadele saflarında omuz omuza çarpışabilir ve hatta birbirlerinin kucağında şehit düşebilirler ve ancak birilerinin onları ha bire parti isimleriyle kategorize etmeleri, ‘DAVA’ya hizmet değil ve pek tabii ki vatana ihanettir!..

Ülkenin geleceğine dair endişelerin mi var! –olmasa burada işin ne- e o zaman hangi partiden olduğunun bir önemi yok, memleket elden gitmeden –ki an meselesi- elini taşın altına koy; ülkenin kurucusu ‘Kemalist Düşünce’nin hâkim olduğu yeni bir örgüt, yeni bir ruh ile savunma hattını kur, halen daha neyin peşindesin! Halen daha neyin peşindeyiz!

Düşman belli! İşbirlikçi belli! Tek kurşun sıkılmadan işgal tamamlanmak üzere, halen daha benim partim-senin partin.. ya saflığın sınırlarında yaşıyorsunuz ya da gerçekten bir yerlere hizmette sınır tanımıyorsunuz! Başka açıklaması yok bunun! Kapının zili çalmış durumda, içeride kapıyı kimin açacağı tartışılmakta, icrâ kapıda oysa!..

Beni-bizi eleştiren adam; senin hangi partili olduğunun bence önemi yok ve hatta neye inandığının da bir önemi yok ve hatta tercihlerinin de önemi yok, Milli Mücadele’ye var mısın, bana onu söyle; bana bu ülkeyi sevdiğini, bu topraklara âşık olduğunu söyle, ‘TÜRK’ kelimesinden gocunmadığını, geçmişinden ve geleceğinden utanmadığını söyle; bana bu memleketin türkülerini söyle, sana ellerimi vereyim, bana yurdumun ninnilerini söyle, sana uykularımı vereyim, yeter ki beni kategorize etme, yeter ki daha fazla vakit kaybettirme, sana kalan ömrümü vereyim, e be kardeşim; ben sana daha ne diyeyim!..

Kim ki Milli Mücadele’nin başlaması gereken şu günlerde halen daha parti kimliğinden, particilikten bahsediyor, biliniz ki ya haindir ya da şapşaldır; aslan, orman varken kraldır ve kimseden çıt çıkmaz ve ancak orman yanarsa ne aslan kraldır ne de tavşan kaçandır; herkes yanandır…



Küresel şeytanlarla savaşmak ve memleketimizi ve onurumuzu korumak istiyorsak eğer; kısa-uzun, zayıf-şişman, zengin-fakir, kör-topal demeden birlik olmak zorundayız, sonrasında herkes kendi davasının peşine düşebilir, sonrasında herkes kendi kavgasını verebilir; ancak bugün hiçbir partinin arka bahçesi olmayacak büyük bir dirilişin tohumlarını ekmek zorundayız, başka kurtuluşumuz yok!  ‘Ya İstiklal, Ya Ölüm’ diyebilen herkes aynı saflarda bir-birlerinin etiketlerine aldırmadan ‘DAVA’ya katılmalı, ‘’İkinci Ulusal Kurtuluş Savaşımız’’ı başlatmalıdır!

Bunun için gereken kudret kanımızda vardır! 

2 yorum:

  1. Yazının en can alıcı yanı particiliğin yurt sevgisininn önüne geçmiş olmasını çok iyi bir şekilde açıklamasıdır. Yazarın dikkat çektiği en önemli ve yerinde olansa birlik olmanın önemidir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sevgili kardesim aglattin beni yine.eline ruhuna saglik .vakit geldi artik.tam yerinde bir uyari yazisi.haydi turkiyem kalk ayaga artik.parti marti yok artik.ikinci kurtulus savasindan sonra tekrar partilerinizi kurarsiniz.

      Sil